 |
|
 |
| |
|
Sitede 25 misafir çevrim içi |
|
|
 |
|
 |
|
 |
|
 |
| |
|
|
|
Genel Merkez Açıklamaları
|
SİYASAL TERCİHLE DEĞİL, HUKUKSAL DEĞERLENDİRMEYLE
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE “HAYIR”
01 Eylül 2010
12 Eylül 2010 günü halkoylamasına sunulacak Anayasa değişikliklerini,
partilerin siyasal görüşleri doğrultusunda değerlendirmek, bizleri
yanlış tercihlere yöneltebilir.
Bu Anayasa değişikliğine “HAYIR” demenin, mevcut siyasi iktidarı desteklemekle ya da ona karşı olmakla bir ilgisi yoktur. Bu Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde, hangi siyasi parti
iktidara gelirse gelsin, eskisinden çok daha güçlü bir yürütme organını
eline geçirmesi kaçınılmazdır.
Çünkü 2010 değişiklikleri; siyasi iktidarların uygulamalarının denetimini, yine siyasi iradenin keyfiyetine bırakmaktadır. Siyasi iktidarların, parlamentodaki hâkimiyeti sonucu oy
çokluğuyla kabul ettirdiği yasalar; işçilerin, bireylerin ve
tüketicilerin çıkarları aleyhine bile olsa; temel hak ve özgürlükler ile
basın ve ifade özgürlüğünü daha da kısıtlayıcı hükümler dahi içerse,
yargı organlarına başvurarak bunların iptalini sağlamak
imkânsızlaşacaktır.
Bireylerin uğradığı haksızlıkların telafisi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hakkı kullanılamaz hale gelecektir.
İdarenin ve yürütme organının keyfi uygulamalarına karşı, bireylerin hak
arama mekanizmalarının güçlendirilmesi demokrasilerde esastır.
1995 ve 2001 değişiklikleri, yürütmenin gücünü azaltmaya yönelik küçük
birer adım niteliğindeydi. Şimdi ise bu adımlardan geriye dönülmesi
amaçlanmaktadır. Halkoylamasında yapılacak yanlış tercihler, telafisi imkânsız sonuçlara yol açabilecektir.
Tüm bu gerekçelerle; basın emekçilerinin çıkarlarını, hak ve
özgürlüklerini savunan bir emek örgütü olarak, diğer işçi sendikalarıyla
birlikte görüşlerimizi açıklamayı, Üyelerimizi ve tüm basın
emekçilerini 12 Eylül halkoylamasında “HAYIR” oyu kullanmaya çağırmayı
sorumluluğumuzun bir gereği sayıyoruz.
Hiç kuşkusuz, son karar, Üyelerimizin ve tüm basın emekçilerinin vicdani tercihlerine ve hukuki değerlendirmelerine bağlıdır.
|
|
Devamı...
|
|
|
|
|
İstanbul Şube Açıklamaları
|
|
BAŞBAKAN ERDOĞAN’A KINAMA 26 Ağustos 2010 TGS İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın medyada sendikalaşmaya ilişkin sözlerini kınıyoruz. Başbakan Erdoğan, 23 Ağustos Pazartesi akşamı katıldığı bir televizyon programında Ali Kırca'ya ''Sizin gazetede herkes A'dan Z'ye sendikalı mı?'' sorusunu yöneltip, aldığı ''Değil'' yanıtı üzerine, ''Sıkıntı burada işte. Niye değil? Bunu başka yerde söylediğimde üzerime saldırılıyor. Üzerimize saldıran medyanın içinde sendikalı olmayan binlerce kişi var. Patronlar acaba ne der bu işe?'' karşılığını vermiştir. Çok iyi bilindiği gibi, ATV-Sabah Grubu'nun bağlı olduğu Turkuvaz işletmesinin CEO'su Berat Albayrak, Başbakan Erdoğan'ın damadıdır ve ATV-Sabah'taki gazetecilerin grev haklarını kullanmalarını hukuksuz yollardan engellemek isteyen, greve çıkan gazetecileri hukuka aykırı biçimde işlerinden atan holdingin başında bulunmaktadır. ATV-Sabah Grubu'nda 13 Şubat 2009'da başlayıp 14 Temmuz 2009'da yerel mahkeme kararıyla durdurulan, 4 Mart 2010'da Yargıtay kararıyla tekrar başlayan grev, bugün 329. gününü doldurmuştur. |
|
Devamı...
|
|
|
|
|
Genel Merkez Açıklamaları
|
|
AA KAMERAMANI MURAT HALEZEROĞLU'NA POLİS SALDIRISINI KINIYORUZ
20 Ağustos 2010
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın mitingini izlemek üzere Kocaeli'ne
gelen Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğü'nde çalışan Kameraman
Murat Halezeroğlu, güvenlik güçlerinin saldırısına uğramıştır.
Miting öncesinde basın mensuplarının meydana alınacağı giriş kapısını
bulmaya çalışan Anadolu Ajansı Kameramanı Halezeroğlu, “gazetecilerin
alana alınmayacağı” gerekçesiyle birkaç giriş noktasından geri
çevrilmiş, son gittiği noktada ise görevli sivil polis tarafından darp
edilmiştir. Saldırı sonucunda iki gün rapor alan Halezeroğlu'nu araya
giren meslektaşları polisin elinden güçlükle kurtarmıştır.
Basın mensubunun orada bulunma nedeni, kamuoyunun haber alma hakkını
sağlamaktır. Basının haber alma özgürlüğü Anayasamızda ''Haberleşme
engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.'' hükmüyle güvence altına
alınmıştır. Basın haber almasını engelleme ya da susturma çabası, halkın
da susturulması demektir. Basın insanların haber alma özgürlüğünün
vazgeçilmez unsurudur.
Gazetecilere karşı görevleri başında yapılan bu çirkin saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
|
|
Devamı...
|
|
|
|
|
Genel Merkez Açıklamaları
|
|
GAZETECİ ÖZCAN ALADAĞ'A SALDIRIYI KINIYORUZ ADANA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ TUNCEL'İ PROTESTO EDİYORUZ 13 Ağustos 2010 Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) olarak, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (ÇGC) Yönetim Kurulu Üyesi, yerel yayımlanan Kent Gazetesi yazarı gazeteci Özcan Aladağ'ın saldırıya uğramasını şiddetle kınıyoruz. Sendikamızın önceki dönem şube yönetim kurulu üyesi Özcan Aladağ, 9 Ağustos tarihindeki Büyükşehir Belediye Meclisini izledikten sonra gazetesine giderken Abidin Dino Parkı yakınında iki kişi tarafından darp edildi. Zanlıların bir an önce yakalanmasını ve adalete teslim edilmesini istiyoruz. Üyemiz Aladağ'a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, basın emekçilerine yönelik şiddet olaylarındaki artışa bir kez daha dikkati çekiyor ve basın özgürlüğüne yönelik saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Öte yandan, Adana Büyükşehir Belediye Meclisi Başkan Vekili Mustafa Tuncel, 12 Ağustos'ta, olayın yankıları sürerken belediye meclisinde yaptığı konuşmayla ''basın özgürlüğü'' konusundaki ülkemizdeki bir zihniyeti açıkça ortaya koymuştur. Basın ve basın özgürlüğünü tehdit eden, halkın haber alma hakkına sınır koymaya çalışan antidemokratik zihniyeti protesto ediyor, gazetecilik mesleğinin kutsallığına yönelik sözleri kınıyor ve özgür basını susturmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini bir kez daha ilan ediyoruz. |
|
Devamı...
|
|
|
|
|
Genel Merkez Açıklamaları
|
|
EMEKÇİLERE "HAYIR" DİYENLERE BİZ DE "HAYIR" DİYECEĞİZ 4 Ağustos 2010 Ülkemiz 30 yıldır insan hak ve özgürlükleri ile sosyal hukuk devleti ilkelerine dayalı demokratik yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyuyor. Yasaklar ve otoriter hükümlerle dolu 12 Eylül anayasasını aşabilmek için aralarında işçilerin ve sendikaların da olduğu toplumun birçok kesimi yıllardır mücadele yürütüyor, talepler geliştiriyor. Şimdiye kadar iktidarların bu demokratik mücadeleyi dikkate alarak, 12 Eylül Anayasası yerine, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve sosyal bir Anayasa yapamamış olması büyük bir hata ve ayıptır. Ne yazık ki referanduma sunulan Anayasa değişiklikleri de gerek hazırlanma yöntemi, gerek dayandığı gerekçeler ve özellikle işçi haklarını yok sayan içeriği açısından ülkemizin ihtiyaç duyduğu demokratik, özgürlükçü ve sosyal bir Anayasa hedefini karşılamaktan çok uzaktır. Tersine yeni sorunlar yaratmaya adaydır. İktidar, ülkenin emek ve demokrasi güçlerinin ortaya koyduğu esaslı demokrasi taleplerini, oluşmuş birikimi görmezden gelmekte ısrarcı olmuştur. Anayasa değişiklikleri, bir toplumsal ve siyasal uzlaşma sonucu ortaya çıkmamış, iktidar partisince tek taraflı olarak dayatılmıştır. İktidar partisi 12 Eylül Anayasasını tümüyle değiştirecek demokratik bir uzlaşma arayışı içinde olmamış, kendi siyasal ve ideolojik ihtiyaçlarına uygun değişikliklerle yetinmeyi yeğlemiştir. AKP, uzlaşmaya yanaşmadığı gibi, birbirinden çok farklı maddelerin aynı paket içinde oylanmasında ısrarcı davranmıştır. Demokratik hak ve özgürlüklere ilişkin değişikliklerin ayrı oylanması teklifini reddetmiş ve böylece Meclisin ezici çoğunluğunun destek verebileceği maddeleri de referanduma götürme inadı içinde olmuştur. Böylece yurttaşlar birbirinden farklı nitelikteki 26 değişikliğe tek bir yanıt vermek durumunda bırakılmıştır. AKP yüksek yargıyı yeniden düzenlemeyi amaçlıyor. Temel hak ve özgürlükler referandum konusu yapılamaz.Tek taraflı hazırlanan paket bir toplumsal kutuplaşma yaratmış ve ülkeyi tam ortasından ikiye bölmüştür. Oysa Anayasalar toplumsal ve siyasal mutabakata dayalı, toplumun ezici çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı; insan hak ve özgürlüklerinin günümüzde eriştiği düzeyi yansıtan belgeler olmalıdır. Anayasa paketine hazırlanış biçimi ve yöntemi nedeniyle itiraz ediyoruz. Ayrıca referanduma sunulan paketin içeriğine de ciddi itirazlarımız var. Demokratikleşme iddiasıyla ortaya atılan paketin çifte standartlı olduğunu görmekteyiz. İktidar partisi denetimi altına aldığı 12 Eylül ürünü anti-demokratik yapılara; örneğin YÖK’e dokunmazken, seçim sistemini demokratikleştirmekten ve seçim barajını düşürmekten kaçınırken, dokunulmazlıkları sınırlamazken, demokratikleşme adı altında yüksek yargıyı yeniden düzenlemektedir. Bu tutum inandırıcı değildir. Ülkemizin yargı sisteminin ciddi sorunları olduğu ve demokratik bir yargı reformuna ihtiyaç olduğu reddedilemez bir gerçektir. Ancak yapılan değişiklikler yargı sistemindeki sorunları büyütecek ve yürütmenin yargı üzerindeki vesayetini artıracak niteliktedir.12 Eylül anayasasının pek çok kurumuna dokunmayan bu değişiklikler köklü bir anayasa değişikliğini öteleyecek; demokratik ve sosyal yeni bir anayasa talebini zayıflatacaktır. Anayasa değişliliklerinin sendikal haklara ilişkin hükümlerine itirazımız var. Biz sendikalar ve işçiler olarak 12 Eylül’ün ne anlama geldiğini yaşadığımız kayıplar ve baskılar nedeniyle çok iyi biliyoruz. 12 Eylül’ün gadrine uğrayanların başında işçiler, sendikacılar gelir. 12 Eylülcülerin, işveren örgütlerinin talepleri doğrultusunda hazırladığı Anayasa ve yasalar sendikal haklara büyük darbe indirmiştir. Tam da bu nedenle bizler neredeyse 30 yıldır bu Anayasanın değiştirilmesi için mücadele ediyoruz. Ne istediğimizi çok iyi biliyoruz. Bizler uluslararası kabul görmüş hakların Anayasa hükmü haline gelmesini istiyoruz. Referanduma sunulan metne baktığımızda ise Anayasanın emek karşıtı özüne dokunmayan makyaj değişiklikler görüyoruz. İşçi haklarını görmezden gelen, uluslararası çalışma hukukunu, AİHM kararlarını ve ILO normlarını göz ardı eden değişikliklere hayır diyoruz. Toplumsal ve siyasal uzlaşmayı reddeden, dayatmacı otoriter zihniyete hayır diyoruz. Emekçiye hayır diyenlere biz de hayır diyeceğiz.
|
|
Devamı...
|
|
|
|
|
Genel Merkez Açıklamaları
|
|
SANSÜRE DİRENİŞİN 102. YILDÖNÜMÜ 23 Temmuz 2010 Sansüre ilk kez direnişin üzerinden 102 yıl geçti. Çağdışı kalması gereken sansür ve otosansür uygulamaları, ne yazık ki teknolojinin yardımıyla günümüzde de farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Türkiye’de devlet-medya ilişkileri alanında, gerek 2005 yılında yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu, gerekse 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişikliklerden kaynaklanan ciddi sorunlar bulunmaktadır. TCK’da basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan 27 hüküm bulunmaktadır. Bunların arasında özellikle “hakaret” başlıklı 125’inci, “gizliliğin ihlali” başlıklı 285’inci ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” başlıklı 288’inci maddeler, gazeteciler hakkında mahkumiyet kararları verilmesinde ön sırayı almaktadır. Terörle Mücadele Kanunu’nda ise özellikle 6 ve 7’nci maddeleri gazeteciler aleyhine yoğun olarak kullanılmaktadır. 12 Eylül ile hesaplaşacağını iddia ederken kendisiyle hesaplaşmaktan kaçınan mevcut siyasi iktidar döneminde yürürlüğe konulan kanunların ve uygulamaların neticesi olan bu durum, Türkiye için bir utanç tablosudur. Bu mahkumiyetler, gazeteciler için birer şeref madalyasıdır. Çünkü onlar, görevlerini iyi yaptıkları için bu cezalarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Mevcut kanunlar yürürlükte kaldığı sürece, gazetecilerin ceza almaması mümkün değildir. Sorun, meslek ilkelerine uygun olarak görevlerini yapan gazetecilerde değil, kanun hükümlerindedir. Basın emekçilerinin korunması sendikal örgütlenmeden geçmektedir. Günümüzde, 15 bin sigortalı basın emekçisinin yalnızca yüzde 5’i sendikal haklardan ve toplu sözleşmeden yararlanabilme olanağına sahiptir. Toplam çalışan sayısına, stajyer adı altında sigortasız çalıştırılarak sömürülen basın emekçileri de eklendiği takdirde, sendikal haklardan yararlanan gazetecilerin oranı daha da gerilemektedir. Sansüre direnişin 102’nci yıldönümü vesilesiyle tüm basın emekçilerini sendikal örgütlenme mücadelesinin içinde yer almaya, cezaevlerindeki gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle TGS ve diğer meslek örgütlerince başlatılan “Gazetecilere Özgürlük” kampanyasına destek olmaya ve imza kampanyasına katılmaya bir kez daha çağırıyoruz. |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 1 - 26 Toplam: 122 |
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
|
En Çok Okunan Açıklamalar |
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|