Ana Sayfa arrow Belgeler arrow TGS'NİN TCK HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

 
 
Ana Sayfa
ÜYE OLUN
Genel Merkez
Şubeler
İletişim
Açıklamalar
Duyurular
TGS'den Haberler
Belgeler
Formlar
ATV - SABAH GREVİ
AB PROJESİ (2009-10)
Dayanışma Grubu
Tarihçe
Sıkça Sorulan Sorular
Web Bağlantıları

 
 
 
 

TÜRKİYE'DE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
PROGRAMI

DESTEKLEYEN

ORTAK KURULUŞ


 
 
 
 

BASIN gazetesi
(Nisan 2009)

BASIN Gazetesi
(Mart 2009)

 
 
 
 

Siteyi Yer İmlerime ekle
Açılış Sayfam yap
Ziyaretçi: 1284940
Sitede 19 misafir çevrim içi

 
 
 
 
TGS'NİN TCK HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ Yazdır E-Posta

05.05.2005

             TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI’NIN

TCK HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ


5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili maddelerin değiştirilmesi amacıyla, 13 ve 16 Nisan 2005 tarihlerinde Adalet Bakanlığı’nda gerçekleştirilen toplantılarda, basın meslek örgütlerinin katkılarına rağmen, yeterli bir ilerleme sağlanamadı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak, her şeyden önce, basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili düzenlemelerde hapis cezasının tercih edilmemesi öncelikli taleplerimiz arasında yer almaktadır.


Genel olarak görüşlerimiz şöyle özetlenebilir:

1- Yeni Türk Ceza Kanunu, esasında birçok çevrelerce ve hukukçularca değişik yönleriyle eleştirilmekte ve düzeltilmesi ihtiyacı dile getirilmektedir. Bize göre de TCK’nın birçok maddesinde özellikle suç ve cezaların belirlenmesinde orantısızlık vardır. Birçok suçun karşılığında düzenlenen yaptırımlar kamu vicdanını rahatsız edici ağırlıktadır. Bu bakımdan yeni TCK’nın sadece basınla ilgili maddelerinde yapılacak iyileştirmeler, kanuna yönelik diğer eleştirileri ortadan kaldırmayacaktır. Kanunun tüm maddelerinin, hukukçuların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda, yeni baştan değerlendirmeye tâbi tutulmasında yarar vardır.

2- TCK’da tanımlanan suçlardan bazılarının basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde uygulanacak cezalar üçte bir veya yarı oranında ağırlaştırılmaktadır. İlke olarak, bu tür ceza artırımlarına gidilmesinin basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü ile bağdaşmadığı kanaatindeyiz. Bu tür ağırlaştırıcı ceza öngören hükümlerin öncelikle madde metinlerinden ayıklanmasını öneriyoruz.

3- TCK’nın basın-yayın ve ifade özgürlüğüyle ilgili olan maddelerinde öngörülen yaptırımların hepsinde hapis cezası vardır. Bunlardan bazıları 1 yıldan başlamaktadır ki, para cezasına çevrilmesi mümkün değildir. Bazı hapis cezalarının alt sınırı ise 2 yıldan başlamaktadır ki bunun da anlamı tecil edilememesidir. Basın-yayın ve ifade özgürlüğüyle ilgili suçlar için hapis cezası öngörülmesi bir tercih meselesidir. TGS olarak, Türkiye’nin, basın-yayın özgürlüğü ve ifade özgürlüğüne hapis cezasının verilmediği ülkeler arasında yer almasını tercih ediyoruz.

4- TCK’nın basın-yayın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü ile ilgili maddelerinde suçlar tanımlanırken muğlak kavramlar kullanılmaktadır. Bu kavramların yeniden düzenlenmesi ve yeni getirilen kavramların madde metinlerinden çıkarılması, yerleşik içtihat kararlarıyla uyumun sağlanması bakımından da yararlı olacaktır. Aksi takdirde, yeni kavramların getirdiği tanımlamalar çerçevesinde yeni içtihat kararları oluşana kadar birçok gazeteci mağdur duruma düşecektir. Örneğin, “hakaret” başlığını taşıyan 125’inci maddede yer alan “olgu isnat etme” ve “yakıştırma” kavramları hakaret fiilini genişletmektedir ve uygulamada tartışmalara yol açacaktır. Bu kavramların madde metninden çıkarılmasında yarar vardır. Yine ifade özgürlüğüyle ilgili maddelerden “Temel milli yararlara karşı hareket” başlıklı 305’inci maddede kullanılan “milli güvenlik” kavramı açıkça tanımlanmalı veya metinden çıkarılmalıdır.

5- Özel hayatın gizliliği ve ihlaliyle ilgili düzenlemeler getiren TCK’nın 132-140’ıncı maddelerinin özünde, yerleşik içtihat kararlarında da kabul edilmiş olan “kamu yararı” kavramı yer almamaktadır. Bu nedenle de haber olabilecek nitelikteki fiillerin de cezalandırılması mümkün olabilecektir. Bu maddelerin, “kamu yararı” ve “haber verme sınırlarını aşmamak kaydıyla” kavramları kullanılarak, yumuşatılması gerekmektedir.

6- 5187 sayılı Basın Kanunu’nun TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında, getirilen yüksek para cezalarının ödenememesi halinde -aynı kanunun “para cezaları hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez” hükmünü de göz önünde tutarak- kanunda tanımlanmış bir suçun cezasız kalması ihtimalinin doğacağına işaret etmiştik. Ancak Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olan Geçici Madde 1, “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan adli para cezasının ödenmemesi halinde, hükümlüler bir gün yüz Türk Lirası hesabı ile hapsedilirler” denilmektedir. Bu madde uyarınca da yüksek para cezalarını ödeyemeyen gazetecilerin yine hapis cezasıyla karşı karşıya kalması muhtemeldir. Diğer yandan, para cezaları bakımından TCK, Basın Yasası’ndaki “yerel, bölgesel ve yaygın basın” ayrımını da gözetmemektedir. Bu da uygulamada iki yasa arasında bir başka çelişki yaratacaktır.

Maddeler itibariyle görüşlerimiz ise şöyle:

Madde 84 – İntihar : Üçüncü fıkra madde metninden çıkarılmalı, basın-yayın yoluyla suçun işlenmesi halinde cezayı ağırlaştırma yoluna gidilmemeli.

Adalet Komisyonu’na sunulan son değişiklik teklifine göre: “Bu fiilin basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde” cezayı ağırlaştıran 3’üncü fıkranın 2’nci cümlesi madde metninden çıkarıldı ancak “alenen teşvik” ile ilgili 1’inci cümle maddede aynen kaldı. Madde başlığı “intihara yönlendirme” olarak değiştirildi.

Madde 125 – Hakaret : “Olgu isnat etme” ve “yakıştırmalarda bulunma” kavramları metinden çıkarılmalı. Hakaret suçu için hapis cezası yerine para cezası uygulanması ilkesi benimsenmeli. Suçun basın-yayın yoluyla işlenmesi cezayı ağırlaştırıcı bir unsur olarak kabul edilecekse, Basın Kanunu’ndaki “yerel, bölgesel ve yaygın basın” kavramları göz önünde bulundurulmalıdır. Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suçun kurulu oluşturan tüm üyelere karşı işlenmiş sayılacağına dair 5’inci fıkra, suç ve cezanın şahsiliği ilkesine aykırılık oluşturacağından metinden çıkarılmalıdır.

Adalet Komisyonu’na sunulan son değişiklik teklifine göre: Hakaretin basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın “üçte bir oranında” artırılması hükmü madde metninden çıkarıldı ancak “alenen işlenmesi halinde altıda bir oranında artırılır” hükmü aynen kaldı. Maddede, hakaret suçu için hapis cezası verilmesi ilkesinden vazgeçilmedi. Hakaret fiilinin gerçekleşmesi koşullarını genişleten “ya da yakıştırmalarda bulunmak” ibaresi madde metninden çıkarıldı ancak “olgu isnat etme” kavramı korundu. Son fıkraya, kurula karşı işlenmiş hakaret suçunda “fikri içtima” hükümlerinin uygulanacağı cümlesi eklendi.

Madde 132 – Haberleşmenin gizliliğini ihlal : 4’üncü fıkradaki, “Kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde ceza yarı oranında artırılır” hükmü madde metninden çıkarılmalı.

Madde 133 – Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması : Madde kanun metninden tümüyle çıkarılmalıdır.

Madde 134 – Özel hayatın gizliliğini ihlal : Madde metnine “kamu yararı” kavramı eklenmelidir.

Madde 140 – Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması : Madde, TCK’nın 60’ıncı maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde, sonuçları itibariyle sakınca yaratabilecek niteliktedir. 140’ıncı madde, TCK 132-138’inci maddelerde yazılı “suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını” öngörmektedir. 140’ıncı maddenin gerekçesinde, bu güvenlik tedbirlerinin basın-yayın kuruluşları için nasıl uygulanacağına dair bir açıklık getirilmemiştir. 60’ıncı maddede ise genel olarak tüzel kişiler hakkında “faaliyet izninin iptali” ve “müsadere” olarak iki güvenlik tedbirinden söz edilmektedir. Buna göre, bir gazete veya televizyonda yayımlanan haberden dolayı, özel hayatın gizliliğiyle ilgili 132-138’inci maddelerin ihlal edildiği iddiasıyla bir gazeteci hakkında mahkumiyet verilmesi halinde, o gazeteyi yayımlayan veya televizyon yayınını yapan şirketin kapatılması mümkün olabilecektir. Burada söz konusu olan, yayını yapan gazete veya televizyonun kapatılması değil, şirketin faaliyetinin tümüyle durdurulmasıdır. TCK 60’ıncı maddenin gerekçesinde de özel güvenlik tedbirlerinin uygulanmasının sakıncalarına işaret edilerek, şöyle denilmektedir:

Özel hukuk tüzel kişileri ile ilgili güvenlik tedbirlerinin uygulanma­sında, işlenen suç dikkate alındığında, çok ağır sonuçlar doğabilir. Örneğin çok sayıda kişi işsiz kalabilir veya iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından tela­fisi güç kayıplar meydana gelebilir. İşte bu gibi hâllerde mahkeme madde­deki orantılılık ilkesine dayanarak bu güvenlik tedbirlerine hükmetmeyebi­lecektir. Özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerine, her suç bakımından değil, kanunda özel olarak belirtilen hâllerde hükmedi­lebilecektir.”

140’ıncı maddenin, uygulamada keyfiliğe yol açabilecek bir içerik taşıdığı endişesiyle yeniden gözden geçirilmesinde yarar olacağı kanısındayız.

Madde 213 – Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyle tehdit :

Madde 214 – Suç işlemeye tahrik :

Madde 215 – Suçu ve suçluyu övme :

Madde 216 – Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama :

Madde 217 – Kanunlara uymamaya tahrik :

Madde 218 – Ortak hüküm : TCK’nın 213-217’nci maddelerindeki suçların basın yayın yoluyla işlenmesinden dolayı cezayı ağırlaştırıcı hüküm metinden çıkarılmalıdır. Madde metni, “haber verme sınırlarını aşmayacak” şekilde yapılacak yayınların ve “eleştiri amacıyla yapılacak düşünce açıklamalarının” suç oluşturmayacağını öngörmelidir.

Adalet Komisyonu’na sunulan son değişiklik teklifine göre: “Kamu Barışına Karşı Suçlar” başlığı altında yer alan 213, 214, 215, 216 ve 217’nci maddelerdeki suçların “basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde” verilecek cezanın “yarı oranında artırılmasını” öngören ortak hüküm, “yarı oranına kadar artırılır” şeklinde değiştirildi. Maddeye, “Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” hükmü eklendi. Madde, bu şekliyle bile, suçun basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde hapis cezası uygulanmasını ve cezanın ağırlaştırılmasını ilke olarak korumaktadır.

Madde 220 – Suç işlemek amacıyla örgüt kurma : Maddenin 8’inci fıkrasında yer alan, “Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır” hükmü, ifade özgürlüğünü engelleyici içeriktedir, madde metninden çıkarılmalıdır. Terörle Mücadele Yasası’nın 8’inci ve yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nun 169’uncu maddelerindeki benzeri hükümlerden dolayı birçok gazetecinin davalarla karşılaştığı unutulmamalıdır.

Madde 226 – Müstehcenlik : Müstehcenlik kavramı açıkça tanımlanmalıdır.

Madde 237 – Fiyatları etkileme : Maddede, işçi ücretlerinin yalan haber veya havadisle artması veya eksilmesinin düzenlenmesinin nedenini anlamak mümkün değil. Maddenin gerekçesinde de işçi ücretleriyle ilgili açıklayıcı bir ifade yer almamaktadır. Gerekçede, maddenin korumak istediği hukuki yararın “serbest rekabet koşullarında fiyatların belirlenmesi” olduğu belirtilirken bile anlatılmak istenen “malların” fiyatlarının hileli yollarla artırılıp eksiltilmesinden çıkar sağlanmasının engellenmesidir. İşçilerin ücretlerini, sendikalar aracılığıyla, toplu pazarlık yoluyla belirleme hakkının yasalarla düzenlendiği bir hukuk sisteminde, TCK’daki bu hükmün, işverenlerle yapılacak toplu sözleşme görüşmelerini kısıtlayıcı bir etkisi olup olmayacağı da belirsizdir. Uygar dünyada işçiyi alınıp satılan bir mal gibi gösteren bu hükmün maddeden çıkarılması gerektiği kanısındayız.

Madde 267 – İftira : Yürürlükteki TCK’nın aynı içerikteki maddesine “basın-yayın yoluyla” ibaresinin eklenmesi, medyadaki yayınlardan duyulan rahatsızlığa bir “tepki” olarak düzenleme yapıldığının işaretidir. Madde, basın-yayınla ilişkilendirilerek düzenlenirken yine gazeteciliğin kendine özgü çalışma koşulları gözardı edilmiştir. Her ne kadar maddenin gerekçesinde, “suç işlemediğini bildiği halde” ifadesiyle “doğrudan kast” unsurunun arandığı “muhtemel kast” ile iftira suçunun işlenemeyeceği belirtilse de bu maddeden dolayı gazeteciler “iftira” suçunu işledikleri iddiasıyla mahkemelere sıkça gidecektir. Maddenin, bu görüşler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerektiği kanısındayız.

Madde 269 – Etkin pişmanlık : Maddenin son fıkrasında, iftira suçunun basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmayacağı ibaresi, medyada yapılan yayınlardan duyulan rahatsızlığın, gazetecilere karşı önyargıya dönüştüğünün işaretidir. Basın Kanunu’nda etkin biçimde uygulanan cevap ve düzeltme hakkı yer almışken; ayrıca gazetecinin haber kaynağından gelen yanlış bilgiyi, doğrusunu öğrendiği zaman, düzeltme olanağı varken, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmaması telafisi mümkün olmayan zararlar doğuracaktır. Son fıkra, madde metninden çıkarılmalıdır.

Madde 285 – Gizliliğin ihlali : Suçun basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın ağırlaştırılmasını ilke olarak doğru bulmuyoruz. Ayrıca, ceza ağırlaştırılırken yine Basın Kanunu’ndaki “yerel, bölgesel ve yaygın” basın kavramları gözardı edilmiştir. Dördüncü fıkradaki “suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerin yayımlanması” ibaresi son derece subjektiftir. Maddenin 3 ve 4’üncü fıkralarının metinden çıkarılmasını öneriyoruz.

Madde 288 – Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs : Bu maddenin gerekçesinde, “kitle iletişim araçlarıyla yürütülen ve ‘yargısız infaz’ olarak tanımlanan uygulamalar” dolayısıyla kanun metninde bu hükme yer verildiği ifade edilmektedir. Bu da, maddenin, yine medyanın yayınlarından duyulan rahatsızlığa bir “tepki” olarak hazırlandığını göstermektedir. Madde kötü niyetli yayınlar yapılmasını önlemeyi amaçlasa bile iyi niyetli olarak yapılacak beyanların da cezalandırılması söz konusu olabilecektir. Mağdur olan kişinin kendi davasıyla ilgili olarak yapacağı herhangi bir açıklama, “hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkileme amacıyla” yapılmış olarak değerlendirilebilecektir. Madde tepkisel olarak hazırlandığı için ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı içeriğinin farkedilmediği kanısındayız. Bu madde kanun metninden çıkarılmalıdır. Benzeri bir hüküm, Basın Kanunu’nun 19’uncu maddesinde de yer almaktadır. Basın Kanunu’nun 19’uncu maddesinin de “haber sınırlarını aşmamak kaydıyla” ibaresi eklenerek yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Adalet Komisyonu’na sunulan son değişiklik teklifine göre: Bu madde, kanundan tamamen çıkarılmaktadır. Bunu olumlu buluyoruz.

Madde 299 – Cumhurbaşkanına hakaret: Suçun basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde verilecek cezanın ağırlaştırılması hükmü madde metninden çıkarılmalıdır.

Adalet Komisyonu’na sunulan son değişiklik teklifine göre: Suçun basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın üçte bir oranında artırılmasını öngören hüküm madde metninden çıkarıldı ancak alenen işlenmesi halinde cezanın altıda bir oranında artırılması hükmü korundu.

Madde 301 – Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama : Birçok gazete ve aydına yönelik davalara kaynaklık eden yürürlükteki TCK’nın 159/1 maddesinin yerine getirilmektedir. Hukukçular bu maddenin tamamen kaldırılmasını savunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ifade özgürlüğünün, “toplumu sarsacak nitelikteki düşünce açıklamalarını” da kapsayacak biçimde tanımlandığı dikkate alınırsa, ifade özgürlüğünü sınırlandıran içeriği nedeniyle bu maddenin kanundan çıkarılması görüşüne katılıyoruz.

Madde 304 – Devlete karşı savaşa tahrik : Madde, gerekçesiyle birlikte okunduğu takdirde bile kavramlardaki muğlaklık giderilememekte, tersine çok daha karmaşıklaşmaktadır. Çok sayıda uluslararası kuruluş, örgüt ya da vakıf ve onların temsilcileri Türkiye’de faaliyet göstermekte ve geliştirilen projeler çerçevesinde sivil toplum kuruluşlarıyla mali ilişkiler kurulmaktadır. Bu işbirliğinin, zaman içerisinde keyfi olarak “hasmane hareket” ya da “tahrik” olarak nitelendirilmesi mümkündür. Bu maddedeki muğlaklık, birçok gazeteci ve aydının başını ağrıtacak niteliktedir. Maddenin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Ayrıca bu suçun basın-yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın ağırlaştırılmasını ilke olarak doğru bulmuyoruz.

Madde 305 – Temel milli yararlara karşı hareket : Yeni TCK’nın, ifade özgürlüğü önünde engel oluşturabilecek en önemli maddelerinden birisi de budur. Hükümetlerin uyguladığı politikaların tersine ve “toplumu sarsacak nitelikte” görüş açıklayan her kişi, gazeteci ve aydın hakkında bu maddenin keyfi olarak kullanılması ve yorumlanması mümkündür. Madde, kanun metninden tamamen çıkarılmalıdır.

Adalet Komisyonu’na sunulan son değişiklik teklifine göre: Maddenin başlığı “Temel milli yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama” olarak değiştirildi. İkinci fıkradaki, “yararın basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak için verilmiş veya vaat edilmiş olması halinde” cezanın yarı oranında artırılmasını öngören hüküm madde metninden çıkarıldı. Ancak, suçun alanı, Türkiye’de bulunan yabancıları da kapsayacak biçimde genişletildi.

Madde 318 – Halkı askerlikten soğutma : Madde, kanun metninden çıkarılmalıdır.

Saygılarımızla.



Metin TÜRKYILMAZ                  Ercan S. İPEKÇİ
               
Genel Sekreter                          Genel Başkan

< Önceki   Sonraki >
 
 
 
 


GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK
KAMPANYASINI DESTEKLİYORUM
(İmza Formunu İndirin)

Gazetecilere Özgürlük
İmza Çağrısı (22 Haziran 2010)

Gazetecilere Özgürlük
G-9 Ortak Bildirisi (24 Mayıs 2010)

Avrupa Gazeteciler Federasyonu
Genel Kurul Açıklaması (18 Nisan 2010/İstanbul)

Cezaevindeki Gazeteciler (18 Ağustos 2010)
 
 
 
 
resim13.jpg
En Çok Okunan Belgeler

 
 
 
Genel Başkan : Ercan Sadık İPEKÇİ
Genel Sekreter : Muhittin DOĞAN

Basın Sarayı Kat:2
Cağaloğlu/İstanbul
Telefon:(212) 5140694 - 5140696
Faks:(212) 5114817

Grafik Tasarım : Özgür Güz