EFJ BAŞKANI KÖNIG: “BASIN SEKTÖRÜNÜN SORUNLARINI
KONUŞMAK, ÇÖZÜM ÜRETMEK IÇIN BIR ARADAYIZ”
TEK GIDA-İŞ GENEL BAŞKANI TÜRKEL: “GAZETECİLER ÖRGÜTLÜ
VE ÖZGÜR OLMADIĞI SÜRECE, SENDİKALARIN DA ÖZGÜR OLAMAZ”
(16 Nisan 2010)
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, ''AİHM kararları çerçevesinde, insanlığın evrensel kabul görmüş değerleri, temel insan hakları, demokratik hukuk devleti ilkeleri dikkate alındığında Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğünün olmadığını Türkiye örneğinden yola çıkarak somut bir şekilde anlattığı konuşmasının ardından Avrupa'daki gazeteci sendikalarının üyesi olduğu Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Genel Kurulu’nda ''Sendikal Bakışlar: Avrupa'da Gazetecilik ve Basın Özgürlüğü'' teması ele alındı.
EFJ Başkanı Arne König açılıştaki konuşmasında toplantıyı, basın sektörünün sorunlarını konuşmak, çözüm üretmek için düzenlediklerini bu kapsamda bu tür toplantılar yapılması ve bir araya gelinmesinin uluslararası dayanışma ve ulusal düzeydeki çözümler için önemli olduğuna dikkati çekti.
Konfederasyonun son dönemlerde özellikle ekonomik krizle baş etmede son derece aktif olduğunu vurgulayan König, şu an da AB Komisyonu ile yakın çalışmalarda bulunduklarını söyledi ve gelişmelerle ilgili bilgi verdi. König ''Umuyoruz ki tartışmalardan verimli sonuçlar çıkacaktır ve medyaya daha iyi mali destek bulacak, inanılırlığı artacaktır'' dedi.
TEK GIDA-İŞ GENEL BAŞKANI TÜRKEL
Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel de AKP Hükümeti’nin Türkiye’de temel hak ve özgürlükleri sadece din ve vicdan özgürlüğü olarak kendisi açısından ele aldığını, uygulamaların giderek Türkiye’de adı konuşmamış faşizme doğru gittiğini söyledi.
Örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması bir yana , örgütler üzerindeki polis baskılarının daha fazla hissettirildiğini, partilerin kapatıldığını belirten Türkel bunun adına da da demokrasi değil, polis devleti deneceğini ifade etti.
AKP’nin sırf kendisi gibi düşünmeyenlere karşı taşeron sendikalar kullandığını belirten Türkel, Orman-İş örneğini verdi. Belediyelerde sendika değiştirme baskılarına da değinen Türkel, kendi işkollarında Çaykur ve TEKEL’de de yine aynı yöntemlerin kullanıldığını, işçilerin yıllarca sendikasız bırakıldığını anlattı.
Avrupa ülkelerinde Başbakan Erdoğan’a sempati ile bakılmasını eleştiren Türkel, “Oysa Türkiye’de yaşananlar sizlere anlatıldığı gibi değil” dedi. AKP’nin medyanın yüzde 60’ını ele geçirdiğini, Sabah örneği ile sendikalaşanların işten çıkarıldığını aktaran Türkel, AKP’nin 7 yıldır demokrasiyi sadece kendisi için istediğini ifade etti.
TEKEL sürecini ve saldırıları da anlatan Türkel, “Dünyanın hiçbir yerinde bir partiyi ziyarete gittiğinizde sizi panzerler ve polisle karşılamazlar” dedi. Abdi İpekçi Parkı’ndaki saldırıya da yer veren Türkel, “Sanki düşmanı denize dökercesine… Önce gazlarla zehirledi, sonra da suya döktüler” dedi.
Bu eylemlerinde uluslararası dayanışmanın önemini de gördüklerini, medyanın da hiç olmadığı kadar TEKEL işçilerinin mücadelesini sahiplendiğini vurgulayan Türkel, gazetecilere teşekkür etti.
“Gazeteciler örgütlü ve özgür olmadığı sürece, sendikaların da özgür olamaz” diyen Türkel, TEKEL işçilerinin mücadelesinin önderlerinin seslerini duyuran, kendilerine destek veren gazeteciler, halk ve uluslararası dayanışma olduğunu söyledi.
HAUTALA'NIN KONUŞMASI
Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt Komitesi Başkanı Heidi Hautala, toplantıya görüntü kaydı ile katıldı.
Türkiye'de modern ve şeffaf bir demokrasi bakımından ifade ve medya özgürlüğünü irdelediğinde önemli tartışmalar olduğunu gördüğünü ifade eden Hautala, şunları kaydetti:
"Türkiye'deki ifade özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin koruması altında. Türkiye'deki sorunlara bakıldığında TCK'nın 301'inci maddesi, Türklüğün aşağılanmasını kullanarak insanları iki veya üç yıl arasında hapsedilmesinin zeminini oluşturuyor. Türkiye'de basın özgürlüğünün üzerindeki baskıların azaltılması konusunda bir çalışma yok. Hala TCK'ye bağlı ifade özgürlüğü sınırlandırılıyor. Demokratik bir toplumun yapı taşlarından biri olan konuşma özgürlüğünden uzaklaşmamalıyız.
Türkiye, daha canlı ve çeşitli medyadan yararlanacaktır. Sınırlamaların ortadan kaldırılması gerekir. Medyadaki siyasi baskı ve belirsizlikler basının özgürlüğüne tehditler oluşturmaktadır. Uygulamalara bakıldığında otoriter rejimlerin toplumun ilerlemesini durdurmak adına bazı ceza kanunlarını kullandığını görüyoruz.
Sivil toplum işlemesi gerektiği gibi işlemezse demokrasiden söz etmek mümkün değil. Konuşma özgürlüğünü garanti altına alan yasalar var ama uygulamaya bakıldığında yeterli uygulanamadığını görüyoruz. Bu anlamda sivil toplum önemli.''
Hautala, Avrupa'daki insan hakları kurumu gözlemcilerine göre Türkiye'de milliyetçilik güçlü olduğu için azınlık haklarını savunan unsurların baskı altında olduğunu ifade ederek, ''Konuşma özgürlüğü sorunu küresel, sadece Türkiye ile sınırlandıramayız. İran, Azerbaycan ve AB üyesi ülkeler de var'' diye konuştu.
Son yıllarda bu ülkelerde ve bölgelerde kişilerin kendi düşüncelerini seslendiremedikleri ve zaman zaman çeşitli baskılarla karşılaştıklarının görüldüğünü belirten Hautala, Avrupa Parlamentosu’nun insan haklarının ihlallerine karşı güçlü bir duruş sergilediğini kaydetti.
TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen ''Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Demokrasinin Desteklenmesi'' başlıklı oturumda, eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, ''kamu yararı’’ olgusu üzerinde durdu ve bu durumda basına yönelik sınırlamaların çok hassas değerlendirmelere tabi tutulması gerektiğini vurguladı.
Basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olduğuna vurgu yapan Türmen, ''Basın özgürlüğü, tüm özgürlüklerin en önemli ve yaşamsal damarlarından biridir'' dedi.
Mahkemenin bütün hükümlerinde ''Demokratik toplumun işlemesini sağlamak için basın özgürlüğü elzemdir'' ifadesinin yer aldığını hatırlatan Türmen, AİHM'nin, kamu yararını gözeten her türlü fikri ve düşünceyi yansıtmanın önemine inandığını söyledi.
Gazetecilerin cezaevine girmemesi gerektiğini ifade eden Türmen, ''Mahkeme genelde birkaç istisna dışında eğer hapis cezası verilirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır. Bu, Türkiye'nin mahkemede yüzleştiği en büyük sorundur. Hala Türkiye'de gazeteciler hapse konulmaktadır'' dedi.
Türkiye'de genel olarak bir demokrasi mücadelesi verildiğini belirten Türmen, şöyle konuştu:
''Türkiye'de sorunlar iki değişik kaynaktan gelir. Birinci safha, politik safhadır. Hükümet sanıyorum kendisine arka çıkabilecek bir medya aramaktadır ve bunun için değişik yollar kullanmaktadır, bir gazeteyi satın almaya varacak kadar değişik yöntemler geliştirmektedir. Ancak hükümetin tüm muhalefeti susturduğu da söylenemez. Hükümetin mesajı, burada basının özgür olabileceğidir ancak bu olasılık hükümetin belirlediği sınırlar içinde gelişmektedir.
Hükümete göre basının asıl önemi insanlara bilgi vermektir, hükümete muhalefet etmek değil. Türkiye'de gazetecilere hükümet tarafından birçok dava açıldı.
Hükümetin medyaya karşı kullandığı başka bir araç da vergi denetimidir. Şu anda muhalif olan her gazetenin bulunduğu binada kendine özel bir dairesi olan vergi memuru görürsünüz ve aylar boyunca vergi dosyaları arasında vergi kaçağı bulmaya çalışır. Burada Doğan Grubu'na getirilen ceza önemlidir ve sadece bir örneği teşkil eder. Doğan Grubu'na vergi cezasının gazetelerinin Almanya'daki Deniz Feneri e.V konusunu dile getirdikten sonra ortaya çıkması tesadüf değildir.''
Türmen, Türkiye'de yasaların da basın özgürlüğüne ilişkin düzenlenmediğini belirterek, ''TCK maddelerinin sayısı sürekli değişiyor ama gazetecilerin hapse girmesi değişmez gerçek. Gazeteciler bazen bir kanun, bazen bir başka kanun yüzünden hapse girer'' dedi.
Toplantıya, soru ve cevapların alınmasının ardından yapılan değerlendirmelerle son verildi.