|
''GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK'' KAMPANYASI TGS GENEL BAŞKANI İPEKÇİ: ''CEZAEVLERİNDE 46 GAZETECİ VE BASIN ÇALIŞANI VAR, ÇOĞU TUTUKLU OLARAK YARGILANMAKTADIR'' ''TÜM TUTUKLU GAZETECİLER DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR'' (24 Mayıs 2010) Gazeteci meslek örgütleri, cezaevlerindeki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu'nun basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerinin kaldırılması talebiyle ''Gazetecilere Özgürlük'' kampanyası başlattı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, Türk-İş Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, gazetecilere Özgürlük ana sloganıyla ve cezaevindeki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması, TCK ve TMK'da basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerin kaldırılması ve değiştirilmesi talebiyle gazetecilerin meslek örgütlerinin oluşturduğu G-9 Platformunca hazırlanan ortak bildiriyi okudu. İpekçi, Avrupa Gazeteciler Federasyonu'nun TGS'nin ev sahipliğinde İstanbul'da gerçekleştirdiği genel kurulunda Türkiye'deki basın ve ifade özgürlüğünün durumunun ele alındığını ve gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yapıldığını hatırlattı. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu'nun önümüzdeki günlerde yapacağı toplantıda da bu yönde çağrıda bulunulacağını vurgulayan İpekçi, Türkiye'deki gazetecilerin serbest bırakılması için uluslararası bir kampanya gerçekleştirileceğini ifade etti. Ulusal düzeyde başlattıkları ''Gazetecilere Özgürlük'' kampanyasıyla konuyu hem kamuoyunun hem parlamentonun hem de hükümetin gündemine taşımak istediklerini belirten İpekçi, insanlığın evrensel kabul görmüş değerleri, temel insan hakları, demokratik hukuk devleti ilkeleri dikkate alındığında, Türkiye'de ''gerçek anlamda basın ve ifade özgürlüğünün olmadığını'' söyledi. Gazeteci meslek örgütlerinin, 2005 yılında TCK'de değişiklik yapılması sırasında yaptıkları eleştiriler karşısında hükümetin ileri sürdüğü, 'Uygulamaya bakalım, yargının vereceği içtihatları görelim' yaklaşımının iflas ettiğini vurguladı. Türkiye'deki cezaevlerinde 46 gazeteci ve basın çalışanının bulunduğunu ve çoğunun henüz hüküm giymeden tutuklu olarak yargılandığını belirten İpekçi, 15 gazeteci ve basın çalışanının da ortalama 6 ay cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiklerini ve haklarında hapis cezası istemiyle açılmış davalarda tutuksuz yargılanmalarının sürdüğünü bildirdi. Kanunların ''yazma, konuşma, eleştirme, yorum yapma'' zihniyetiyle hazırlandığını ifade eden ve ''Demokles'in Kılıcı''na benzeten İpekçi, tutuklamaların dışında ayrıca gazeteciler hakkında açılmış yüzlerce tazminat davası ve soruşturma bulunduğunu, mahkûmiyet kararı verilip, cezaların uygulanması ertelenen vakaların sayısının da giderek arttığını kaydetti. Sorunun, büyük ölçüde Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'ndaki basın ve ifade özgürlüğünü sınırlandıran hükümlerden kaynaklandığına vurgu yapan İpekçi, sözlerine şöyle devam etti: ''Tutukluluk, cezalandırma yerine geçirilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde aynı mekanda, aynı şartlarda bulundurulmaları ağır bir insan hakkı ihlalidir. Tutuklamalar vasıtasıyla erken gelen yanlış adalet, geç gelen adaletle telafi edilmesi mümkün olmayan, ağır sonuçlar doğurmaktadır. Uygulamadan kaynaklanan sorunların sorumlusu olarak savcı ve yargıçların gösterilmesi yaklaşımı, sistemin tümüyle yanlış uygulamaların dayanağını oluşturduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu sistem, özgürlükler üzerine kurulmalıdır. Kamuoyunun gözü kulağı olan gazetecilerin meslek ilkeleri çerçevesinde kullanacağı özgür habercilik hakkı, halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkı ile iletişim özgürlüğü için korunmalıdır. Ceza mevzuatı, içine mayın gibi yerleştirilmiş diktatöryal eğilimleri barındıran maddeleriyle, 21'inci yüzyıla uygun değildir.'' Gazetecilerle ilgili olarak 700'den fazla ceza ve tazminat davası dosyasının mahkemelerde görüldüğüne dikkati çeken İpekçi, bunların çoğunun da TCK'nin 'gizliliğin ihlali' başlıklı 285'inci maddesi ile 'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' başlıklı 288'inci maddesine ve Terörle Mücadele Kanunu'nun 'terör örgütü propagandası yapmak' başlıklı 7'nci maddesine dayandırıldığını kaydetti. TÜM TUTUKLU GAZETECİLER DERHAL SALIVERİLMELİ Basın özgürlüğünün temelde düşünce özgürlüğüne dayandığını vurgulayan İpekçi, şöyle devam etti: ''Kişiler, düşüncelerini ifade ederken endişe duyuyorlarsa, ifade özgürlüğünden de söz edilemez. İki kişi arasındaki konuşmalar özgürce yapılamıyorlarsa, telefon konuşmaları dinlenirken, bunların bir gün karşılarına mahkumiyet kararına gerekçe olarak çıkacağından endişe duyuyorlarsa, ifade özgürlüğünden söz edilemez. Toplumun bir paranoya içine düşürüldüğü günümüz Türkiye'sinde bu anlamda ifade özgürlüğünden söz etmek de mümkün değildir.'' Gazetecinin, toplum adına bilgi edinme ve bilgiyi yayma özgürlüğünün karşısına çıkarılacak, 'gizlilik' ve 'devlet sırrı' gibi kavramların tanımlarının, demokratik toplum düzeninde olması gereken ölçütlerin dışında genişletilmemesi gerektiğini vurgulayan İpekçi, başta Anayasa, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere ilgili mevzuattaki tüm kısıtlamalar kaldırılmasını, temel hak ve özgürlüklerin omurgası olan ifade özgürlüğünün her koşulda, tüm yasal ve idari düzenlemelerde temel ilke olarak kabul edilerek, korunması gerektiğini söyledi. ''Cezaevlerindeki tüm tutuklu gazetecilerin derhal salıverilmesi'' istemiyle yola çıktıklarını söyleyen İpekçi, Türkiye'nin demokratik dünyadan kopmasına yol açabilecek bu tehlikeli gidişatın durdurulabilmesi için hükümeti ve parlamentoyu ilgili yasalarda köklü değişiklikler yapmaya çağırdı. |