Bugün, yani 24 Temmuz, bundan 55 yıl önce Basın Bayramı’ydı. II. Meşrutiyet’in ilanının ardından sansür memurlarının gazetelere alınmadığı ve gazetelerin sansür denetiminden geçirilmeden basıldığı 24 Temmuz 1908’in yıldönümü, 1948-1971 arasında sadece 23 yıl Basın Bayramı olarak kutlanabildi. 12 Mart Muhtırası sonrası oluşan baskı ortamında bayram edecek bir özgürlük kalmayınca adı Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü olarak değiştirildi. O gün bugündür de Türkiye’de medyanın bayram edecek bir dönemi olmadı.
Sansür memurları bugün tarihin karanlık sayfalarında kalmış olabilir. Ancak sansür mekanizmaları ortadan kalkmadı; yalnızca biçim değiştirdi. Günümüzde sansür, yasal düzenlemeler, yargı kararları, gözaltılar, tutuklamalar ve idari baskılar yoluyla uygulanıyor.
Anayasa’nın basın özgürlüğünü güvence altına almasına rağmen, bugün gazeteciler haberleri ve mesleki faaliyetleri nedeniyle tehdit ediliyor, gözaltına alınıyor, yargılanıyor ve cezaevine konuluyor. Şu anda 12 meslektaşımız gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezaevinde bulunuyor. Çok sayıda gazeteci ise adli kontrol tedbirleri nedeniyle mesleğini tam anlamıyla yapamaz halde.
Yakın zamanda meslektaşımız Alican Uludağ gözaltına alındı, ardından haftanın dört günü karakola imza verme yükümlülüğüyle serbest bırakıldı. Bugün kaç gazetecinin benzer adli kontrol tedbirleriyle karşı karşıya bırakıldığını tespit etmek dahi güç hale gelmiştir. Gazetecilik faaliyetini baskı altına alan bu uygulamalar, ifade ve basın özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırmaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi, yani “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu, gazeteciler üzerinde bir sansür sopasına dönüştürülmüştür. Belirsiz ve geniş yorumlanmaya açık bu düzenleme, somut ve objektif ölçütler aranmaksızın gazetecilerin soruşturulmasına, yargılanmasına ve cezalandırılmasına zemin hazırlamaktadır. Böylece kamuoyunun haber alma hakkı da ağır biçimde zarar görmektedir.
118 yıl önce sansür memurlarını matbaalardan çıkararak özgür basın mücadelesini büyüten meslek büyüklerimizin mirası bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır. Dün sansür memurlarına karşı verilen mücadele ne kadar haklıysa, bugün sansürü farklı yöntemlerle sürdüren uygulamalara karşı verilen mücadele de aynı ölçüde haklı ve meşrudur.
24 Temmuz’un gerçek anlamına kavuşacağı gün; gazetecilerin haber yaptıkları için yargılanmadığı, tutuklanmadığı, baskıya uğramadığı, halkın haber alma hakkının güvence altına alındığı gün olacaktır.
Bu vesileyle, tüm gazetecileri, meslek örgütlerini ve halkı basın özgürlüğüne sahip çıkmaya, sansürün her türlüsüne karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI







